Mevlana Kimdir

hz-mevlana_mevlananinsozleriMevlânâ Horasan’ın Belh yöresindeki Vahş kasabasında (bugün Tacikistan sınırları içinde) doğmuştur. Annesi, Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harezmşahlar hanedanından Türk Prensesi, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan’dır. Babası, Sultânü’l-Ulemâ (Alimlerin Sultânı) unvanı ile tanınmış, Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabası, Ahmed Hatîbî oğlu Hüseyin Hatîbî’dir. Babasına Sultânü’l-Ulemâ (Alimlerin Sultânı) unvanının verilmesini kaynaklar Türk gelenekleri ile açıklamaktadır.

Mevlânâ Celâleddin-î Rûmî (Rûmî adı, Anadolu’ya yerleşip orada yaşadığı için (o dönemde Anadolu’ya Diyarı-ı Rum deniliyordu); “Efendimiz” manasına gelen Mevlânâ ise, kendisine karşı duyulan büyük saygının belirtisi olarak verilmiştir), dönemin İslâm kültür merkezlerinden Belh kentinde hocalık yapan ve Sultan-ül Ulema (Alîmlerin Sultânı) lakabıyla anılan Bahaeddin Veled’in oğludur. Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled’in ölümünden bir yıl sonra, 1232 yılında Konya’ya gelen Seyyid Burhaneddin’in mânevi terbiyesi altına girmiş ve dokuz yıl O’na hizmet etmiştir.

1219 yılında Celaleddin daha 12 yaşındayken ailesiyle birlikte Belh’ten ayrıldı. Anlaşılan ailesi yaklaşmakta olan Moğol istilasını tahmin ederek göç etmişti. Aile öncelikle Hac vazifesini yerine getirmek için Mekke’ye yöneldi. Zahmetli ve uzun bir yolculuktan sonra Selçuklu İmparatorluğu’nun başkenti olan Konya’ya yerleşti. Yolların kesişme noktasındaki Konya, o zamanın bir ilim ve ticaret merkezi olmasının yanında; farklı dinlerden, ırklardan ve kültürlerden insanların birlikte yaşadıkları bir yerdi. Bu uzun yolculuğun etkileri büyük oldu. Dört yıl süren bu yolculuk boyunca Celaleddin sadece büyük şehirleri, insanda haşyet uyandıran heybetli ve muhteşem dağları, güzel ve bereketli ovaları ve uçsuz-bucaksız çölleri görüp dolaşmadı. Aynı zamanda döneminin iyi tanınan gönül erleri ve âlimleri ile de tanıştı. Mevlana’nın biyolojik çeşitlilik ve kültürel zenginliği kucaklayan âlem anlayışında bu seyahatin büyük etkisi olduğu anlaşılmaktadır.

Ailenin birkaç yıl süren uzun seyahatleri Celalettin’in aydınlanmasına büyük ölçüde katkıda bulundu. O dönemde ergen olduğu için, gördükleri ve yaşadıklarından hayatının en çok yararlanabilecek çağındaydı; doğrusunu söylemek gerekirse, o yeni ve manevi bir yeniden doğuş dönemine giriyordu. Bunlara ek olarak babası ile birlikte olduğundan aynı zamanda çağının en önde gelen manevi liderleri ile görüşme ayrıcalığına sahipti.

İlme son derece önem veren Mevlana Türkçe, Arapça, Farsça dillerini bilmekteydi. Afganistan’dan göç ettikten sonra Konya’da yaşamına devam eden Mevlana eğitimini bitirdiğinde Konya’da bulunan Ebul’l Fazl Medresesi’nde müderrislik eğitimi vermeye başlamıştır. Her zaman Allah aşkı ile yanan Mevlana için O’na doğru atılan her adım kutlu sayılmaktadır. Bugün pek çok eseri yaşayan ünlü alim ve düşünürün oluşturduğu eserler dünyadaki her insana hitap etmekte ve onları kabul etmektedir. Sözleri ile insanların kalbine işleyen Hz. Mevlana’nın eserleri bugüne kadar gelebilen ender eserlerdendir. Bütün yaşamını kısaca ‘hamdım, piştim, yandım’ diyerek anlatan Hz. Mevlana hayatın tecrübesizlik ve olgunluk dönemlerine dikkat çekmektedir. Başka insanlar yerine her zaman kendi eksiklerini ve kusurlarını gören Hz. Mevlana bunun yaşam felsefesi olarak da görmüştür.

Eserleri içinde Mesnevi, Divan-ı Kebir, Mektubat, Fi Hi Ma Fih, Mecalis-i Seba gibi eserleri bulunmaktadır.

Mevlananinsozleri.org

Okunmasu Gerekenlerclose
%d blogcu bunu beğendi: